Diger Konuda Msj Sayısı Astı Galiba Bisi oldu Hata veriodu 2. konuyu actım
Daha Ne istersin?
Doyacak kadar aşın varsa,
Başını sokacak bir de damın,
İnsanoğluna kulluk etmiyorsan,
Başkasının sırtından değilse geçimin,
Tamam,güneşli günler içindesin.
Tanırdık ilk vurulanı
O gün hiç ağlamadık
Hayır ağlamadık
Çıldırdık o gün çıldırasıya
Adını çocuklarımıza verdik onun
Çoğaldı
Mezarlar çoğaldı o günden sonra
Yetişmedi bize
Öldürülecek kadar büyümüştük
Öyle demişlerdi
Ve hayat öylece akıp durdu işte
Akıp duruyor
Kimilerinin bakışlarına yine
Karlar yağmış
Saçları dumanlı bir geçit sanki
Dudakları lal
Kitap yakanlar eksilmiyor
Şu uçuşup duran kırlangıç ölülerini
Görüyor musun kentin üstünde
Sen dostumdun benim
Gülünce güneşler açan
Bulutlara,rüzgara asarım suretini
Her akşam
Her akşam bir mektup yazarım
Dağlar kadar
Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi
Üşüyorsun
Unutma dostumsun sen
Nerdeysen orda ölmek isterim
Kasabada bir hüzün çökerdi söyledigin türkülere
Meşeler göğerir,kalbim rehin kalırdı
Ve akşam soframıza ağarken bir yayla bulutu
Kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin öylesine mahsun
Efkar da yakışırdı sana
İlk kadeh kekik kokardı
Kısa pantolonlu resimlerimiz sararmadı daha
İlk sigarasını bölüşen iki okul kaçağı
İki haylaz
Hiçkimseler anlamıyor muydu o günlerde
İlk sevgilileriyle denizaşırı yolculuk düşleri kuran bizi
Ve ne çok yalnızdık sinemalar olmasa
Unutalım mı şimdi kente indiğimiz o ilk günü
Sabahlara kadar okuduğumuz o kitapları
Kar aydınlığında yürüdüğümüz yolları unutalım mı
Artık çok geç
İşçiler seni soruyor ve ötekileri
Her karşılaşmamızda sizi konuşuyoruz uzun uzun
Anımsar mısın odamızın talan edilişini
Her katta yaralı bir kardeşin çığlığını sonra
Kantinde kitaplar yırtılıyordu
Delik deşikti duvarlar
Mosmor bir çığlıktı gözleri Malatyalı kızın
Kimilerine göre ancak ölümü güzelleştirirdik biz
Birer çılgın mıydık gerçekten
Serseri bir rüzgar mıydık
Göğermiş meşeler kadar yakın mıydık bulutlara
Ve tarih upuzun bir hikaye miydi
Öyle diyorlardı
Bir işçi kıza söyledim bunları
Yalandı
Anlamını yitiren birşeyler mi var şimdilerde
Yazdığım şiirlere yabancıyım
Sokaklara yabancıyım
Taşı delemiyor bir çığlık
Ve apansız bir su oluyorum ipince
Kendime sızıyorum
Dünya yetmiyor bazen
Bırakıp gidebilir miyim
Ve hayat öylece akıp durdu işte
Akıp duruyor
Kentler karıncalanmış birer namlu gibi
Upuzun yatıyorlar dizlerimde
Ama sımsıcak
Meşeler göğermiş diyorsun
Varsın göğersin
Sen dostumdun gülünce güneşler açan
Bulutlara,rüzgara asarım suretini
Her akşam
Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar
Meşeler göğermiş diyorsun
Varsın göğersin
Unutmadım bırakıp giderken söylediğin sözlerini
Su çürüdü
Yetmişiki gündür
Bir dolapta kilitliyim
Yalnızca anahtar deliğinden hava giriyor
Ve ölü bir ışık sızıyor içeri
Yalnızlık hiç de tanrısal değil
Görkemli değil
O yalnızca geçmişle gelecek
Ölümle yaşam arasında
Kocaman bir karanlık
Geçmişi ve geleceği olmayan
Ölümle yaşam arasında
İrinli bir leke yalnızlık denilen
Şimdi ne varsa anahtar deliğinden sızan
Havayla ışıkta
Farkına varsalar kapatırlar mıydı
Bütün belleğimdekileri yok ettim
Elektrikli bir aygıtla yaktım
Jiletle kazıdım
Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini
Kül edip savurdum
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Zamanı yiyip bitirdi karanlık
Gece yokoldu
Güneş çoktan kömürleşmiş
Ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü
Yabanıl sesler geliyordu derinlerden
Ve karanlığı ince bir bıçak gibi yırtıyordu
Şaklayan bir kırbaç gibi
Acı duvarını aşan bu sesler
Madeni bir gürültüye dönüyor
Ve yerkabuğunu zorluyordu
Sesim yoktu
Karanlığın karnında yitirdim sesimi
Kör bir kuyuda unutulan yusuftum belki
Ama durmadan soruyorlardı
Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyi
Peygamberler büsbütün hain çıkmışlardı
Ama yine de soruyorlar soruyorlar soruyorlardı
Adımdan gayrısını bilmiyorum
İki şeyi bilmek istiyorum
Belki aynı şeyi iki kere bilmek istiyorum
Duvarların rengi ne
Derimin rengi ne
Dokunuyorum duvarlara
Parmak uçlarımla
Avuçlarımla,dilimle dokunuyorum
Duvarların bir rengi vardı
Ama hiç bir duvarcının
Hiç bir ressamın bu rengi bildiğini sanmam
Adı yoktu bu rengin
Kimyası yoktu
Belki renksizliğin rengiydi bu
Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum
Bedenimde
Anahtar deliğinden sızan ölü ışıkta
Ellerime bakıyorum
Ellerime
Sanki bir kadının memelerini hiç okşamamış
Sıcaklığını duymamış
Ellerim
Her dizesi çığlık olan şiirleri yaratmamış sanki
Ne beyaz tenliyim artık,ne esmer,ne de kara
Cüzzamlının,vebalının bir rengi vardır
İrinin bir rengi
Ölünün bile bir rengi vardı
Ama derimin rengi yoktu
Belki çürüyen bir kentin rengi
Çürüyen bir dünyanın
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Ayakları üzerinde duramayan kıllı bir yaratıktım
Soyumun neye benzediğini unuttum
İnsana benziyor diye duymuştum bir vakitler
Demekki şimdi maymun halkasında insanlık
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum
Böcek sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda
Oysa kuru bir yaprağı bile
Dalından düşürecek gibi değil
Bu kör esinti
Belki çöle dönmüş toprağa
Tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca
Çamur gibi bir yağmur damlası
Ama toprak bu damlayla çatlatacak
Bağrındaki tohumu
Çöl bütün vahalarını bu damlayla yeşertecek
Genzim yanıyor
İnce bir kan şeridi sızıyor dudaklarımdan
Kirli
Sıcak
Ve simsiyah
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Suyum bir litrelik karton süt kutusu içinde
Yetmişiki gündür sakındığım
Ve hergün ancak bir kere dudaklarımı değdirdiğim
Dilimi bir köpek gibi değdirdim
Dilin suya dokunuşu
Bir süngerin denizi yutuşu yani
Bir çölün seraba kesilmesi bir an için
Hergün ancak birkere değdiriyorum dudaklarımı suya
Dilimi kaçırıyorum artık
Sünger bütün vantuzlarını birden uzatmasın diye
Bataklıktaki suyun da bir su yanı vardır
Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir kokusuna
Kutuda kalan son bir yudum su
Bu bile değildi artık
Küstü
Öldürdü kendini su
Su çürüdü
Adımdan gayrısını bilmiyorum
bitti
GİZLİ SEVDA
''Hani bir sevgilin vardı
Yedi sekiz sene önce,
Dün yolda rastladım
Sevindi beni görünce.
Sokakta ayaküstü
Konuştuk ordan burdan,
Evlenmiş,çocukları olmuş,
Bir kız,bir oğlan.
Seni sordu
Hiç değişmedi,dedim,
Bildiğin gibi
Ağlıyordu
Mesutmuş,kocasını seviyormuş,
Kendilerininmiş evleri...
Bir suçlu gibi ezik,
Sana selam söyledi.''
Bitti
Anlar.
Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama
İkincisinden daha çok hata yapardım
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım,
Neşeli olurdum,ilkinde olmadığım kadar
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla,daha çok riske girerdim,
Yolculuk ederdim daha fazla.
Daha çok gün doğumu izler, daha çok dağa tırmanır
Daha çok nehirde yüzerdim,
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamımın her anını gerçek ve verimli kılan
İnsanlardandım ben. Elbette mutlu anlarım oldu ama
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem; yaşam budur zaten:
Anlar, sadece anlar. Siz de "anı" yaşayın.
Hiç bir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt
Almadan gitmeyen insanlardandım ben
Yeniden başlayabilseydim, ilkbaharda ayakkabılarımı
Fırlatıp atardım,
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım.
bitti
ANlat
Küçüktüm , küçücüktüm,
Oltayı attım denize ;
Bir üşüşüverdi balıklar,
Denizi gördüm.
Bir uçurtma yaptım, telli duvaklı;
Kuyruğu ebemkuşağı renginde;
Bir salıverdim gökyüzüne;
Gökyüzünü gördüm.
Büyüdüm , işsiz kaldım, aç kaldım;
Para kazanmak gerekti;
Girdim insanların içine ,
İnsanları gördüm.
Ne yardan geçtim, ne serden;
Ne denizlerden, ne gökyüzünden ama …
Bırakmıyor son gördüğüm,
Bırakmıyor geçim derdi.
Oymuş, diyorum, zavallı şairin
Görüp göreceği.
Göz yaşları akıtsaydım dalgalar sahile şunu yazardı
SENİ SEVİYORUM SENİ GERCEKTEN ÇOOK SEVİYORUM
bitti
Rubiyat
Sarhoşluk başka şeydir ayyaşlıksa bambaşka...
Derviş olanlar ancak akıl erdirir buna,
Kur'an-ı Kerim'inde Tanrı açık söylüyor;
Hiç laf getirir miyim ben o duru şaraba!
Geçen günleri unut, geleceğe bağlanma!
Umduğun boş çıkarsa, kırılıp tasalanma!
İçinde bulunduğun günü kıymetini bil,
Yele verme ömrünü, zamanı güzel harca!...
Gam çeşmesinden akan şaraba kanmadıkça
Bir yudum su içmedim tutuşup yanmadıkça,
Oturdum kebab ettim; kendi ciğerim yedim,
Elden tuz istemedim bir fiskecik, bir parça...
Derler ki cennet varmış bize öte dünyada...
Huriler, gılmanlar var, has üzümler orada.
Madem ki akıbet bu; orada da cümbüş tam;
Ne durup bekleşiriz, başlasak ya burada...
Derler ki, Cennet var bak, hep huriler orada,
Şarap, süt, bal ve kevser akan ırmak orada...
Bir peşin bana göre alacak binden iyi,
Sâki şarabımı ver henüz aklım burada!...
Ey sevgili! Açık et bugün ne oldu sana?
Bu ne güzellik böyle, ay mat kaldı yanında...
Dünya güzelleri hep takıp takıştırırken
Ortaya atılarak süsledin Bayramı da.
Geçer akçe madem ki akıl değil zamanda
Bari şarap kadehi hür dolaşsın meydanda...
Hiç değilse aklımız gider de başımızdan,
Gönlümüz rahat eder belki iki cihanda.
Şarab ile mest isem ele ne bilmem bunda,
Ne anlam var çevrenin bani taşlamasında?
Bir tek şarhosluk günah, tek haram şarap ise;
Varsın herkes mest olsun, herkes içsin cihanda...
Dünya derdine dalma, dert seni bulmayanda,
Sefanı sürmene bak, akıp giden zamanda!
Hardal tanesi bile götüremezsin dostum,
Hazinen bile olsa, hepsi kalır bu yanda...
Doğuştan beri mestim; değil aklım başımda.
Elim hep okşamada; destinin gerdanında.
Günlerden cuma imiş, ya ki Kadir bilemem,
Gönlüm gönlünde yarin, dudağım dudağında...
Bu tavanın dışında başka tavan arama,
Bir sen anlayışlısın, bir de ben şu dünyada;
Hiç bir şeye sığınma; gel korkusuz, özgür ol
Varlık sanılan her şey hep hayaldir aslında...
Benim dileğim başka, yaradanın başkaysa,
Nasıl girebilirim güvenilir bir yola?
Sonuçsuzdur çırpınmam, olumsuzdur uğraşım;
Yanılmışım demektir, bu işin ta başında...
Çözülmez muamma bu; gel uğraşma boşuna!
Bilenler söylemezler, sırdır ağızlarında...
iyisi mi kendine bir şarap cenneti kur;
Belki gerçek cenneti bulamazsın sonunda...
Yoğrulmamışsa gönül aeviyle acımayla;
Manastıra kapanmak, secde etmek ne fayda?
Aşıklar defterinde yazılıysa ger adın;
Ne cehennem, ne cennet olmazlar umurunda.
Günahlardan çekinen o kişi der ki sana:
Nasıl ölürse insan, yarın kalkışında da
Aynen dirilecektir. Ki biz de iman ettik
Ve bu yüzden şarap hep yanımızda...
Mutsuz ömür fidanım toprağa karışınca,
Zamanla çürüyerek yokluğa ulaşınca,
İsterim bedenimden şarap destisi olsun,
Ki ancak başlayayım gönlümce yaşamağa...
Şarap haramdır peki, kim içiyor baksana.
Bak ne kadar içiyor, ve de kim var yanında?
Bu üç şart tamam ise, fikir bozuk değilse;
O içmesinde yani, kim içsin a budala!..
Bir kaç gün için sade konukluk bu dünyada...
Çöllerde yel olmuşsun yada su ırmaklarda,
Geçmiş, gelecek için zerrece tasa etmem,
Komam, fırsat vermem ki olsun başıma bela...
Niyet ettim ben namaz kılıp oruç tutmağa;
Varırım belki dedim, böylece umduğuma...
Ne tuhaf az yellensem abdestim bozuluyor,
Oruç güme gidiyor, bir yudumcuk şarapla...
O Sâki'nin yerlere saçtığından bir damla
Alıp gözüne sürsen, ilişkin kalmaz gamla...
Sübhanallah! Yüzlerce derde deva o suyu,
Fasa fiso mu sandın? Dikkatli ol yanılma!
Ne şaraptan uzak dur, ne Sâki'den dünyada!
Fırsat elinde iken aklın başında ola...
Niceleri sınandı senden, benden çok önce;
Dikkat et, hiç kimsenin sakın gönlünü kırma!...
Madem şarap içersin, akıldan uzak durma,
Bilgiden yüz çevirip sonunda deli olma.
Helal olsun istersen al şarap senin için;
Sersemleşip kimsenin sakın gönlünü kırma!..
Canın gövdende iken takdir yurdunu aşma!
Kendini bil; kimseye boyun eğip, sırnaşma!
Rüstem-i Zal olsa da, olsa da Hatem-i Tayy
Sakın ha minnet edip hiç birine yaklaşma...
Dünya bir masal iken, gelip geçen konuğa
Sahip oldum diyerek kimseye caka satma...
Başka şeylere tutun sonu yokluk olmayan,
Kasırganın önünde mum yakmağa kalkışma!
O, öncesi olmayan aşk dersi verdi bana,
Bu dersi başa yazdım, sözüm o anlayana...
Sonra ezik gönlümü erdemlerle bezedi,
Hazine açkısını koyuverdi koynuma.
Bitti
sana, ASLA !
"SENİ SEVİYORUM" demeyeceğim.
dur ne olur,
yanlış anlama beni.
seni sevmediğimden değil.
seni kaybetmek istemediğimden.
neden diye sorma bana ,
cevabı bende değil.
senden öncekilerde.
Daha Ne istersin?
Doyacak kadar aşın varsa,
Başını sokacak bir de damın,
İnsanoğluna kulluk etmiyorsan,
Başkasının sırtından değilse geçimin,
Tamam,güneşli günler içindesin.
Tanırdık ilk vurulanı
O gün hiç ağlamadık
Hayır ağlamadık
Çıldırdık o gün çıldırasıya
Adını çocuklarımıza verdik onun
Çoğaldı
Mezarlar çoğaldı o günden sonra
Yetişmedi bize
Öldürülecek kadar büyümüştük
Öyle demişlerdi
Ve hayat öylece akıp durdu işte
Akıp duruyor
Kimilerinin bakışlarına yine
Karlar yağmış
Saçları dumanlı bir geçit sanki
Dudakları lal
Kitap yakanlar eksilmiyor
Şu uçuşup duran kırlangıç ölülerini
Görüyor musun kentin üstünde
Sen dostumdun benim
Gülünce güneşler açan
Bulutlara,rüzgara asarım suretini
Her akşam
Her akşam bir mektup yazarım
Dağlar kadar
Kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi
Üşüyorsun
Unutma dostumsun sen
Nerdeysen orda ölmek isterim
Kasabada bir hüzün çökerdi söyledigin türkülere
Meşeler göğerir,kalbim rehin kalırdı
Ve akşam soframıza ağarken bir yayla bulutu
Kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin öylesine mahsun
Efkar da yakışırdı sana
İlk kadeh kekik kokardı
Kısa pantolonlu resimlerimiz sararmadı daha
İlk sigarasını bölüşen iki okul kaçağı
İki haylaz
Hiçkimseler anlamıyor muydu o günlerde
İlk sevgilileriyle denizaşırı yolculuk düşleri kuran bizi
Ve ne çok yalnızdık sinemalar olmasa
Unutalım mı şimdi kente indiğimiz o ilk günü
Sabahlara kadar okuduğumuz o kitapları
Kar aydınlığında yürüdüğümüz yolları unutalım mı
Artık çok geç
İşçiler seni soruyor ve ötekileri
Her karşılaşmamızda sizi konuşuyoruz uzun uzun
Anımsar mısın odamızın talan edilişini
Her katta yaralı bir kardeşin çığlığını sonra
Kantinde kitaplar yırtılıyordu
Delik deşikti duvarlar
Mosmor bir çığlıktı gözleri Malatyalı kızın
Kimilerine göre ancak ölümü güzelleştirirdik biz
Birer çılgın mıydık gerçekten
Serseri bir rüzgar mıydık
Göğermiş meşeler kadar yakın mıydık bulutlara
Ve tarih upuzun bir hikaye miydi
Öyle diyorlardı
Bir işçi kıza söyledim bunları
Yalandı
Anlamını yitiren birşeyler mi var şimdilerde
Yazdığım şiirlere yabancıyım
Sokaklara yabancıyım
Taşı delemiyor bir çığlık
Ve apansız bir su oluyorum ipince
Kendime sızıyorum
Dünya yetmiyor bazen
Bırakıp gidebilir miyim
Ve hayat öylece akıp durdu işte
Akıp duruyor
Kentler karıncalanmış birer namlu gibi
Upuzun yatıyorlar dizlerimde
Ama sımsıcak
Meşeler göğermiş diyorsun
Varsın göğersin
Sen dostumdun gülünce güneşler açan
Bulutlara,rüzgara asarım suretini
Her akşam
Her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar
Meşeler göğermiş diyorsun
Varsın göğersin
Unutmadım bırakıp giderken söylediğin sözlerini
Su çürüdü
Yetmişiki gündür
Bir dolapta kilitliyim
Yalnızca anahtar deliğinden hava giriyor
Ve ölü bir ışık sızıyor içeri
Yalnızlık hiç de tanrısal değil
Görkemli değil
O yalnızca geçmişle gelecek
Ölümle yaşam arasında
Kocaman bir karanlık
Geçmişi ve geleceği olmayan
Ölümle yaşam arasında
İrinli bir leke yalnızlık denilen
Şimdi ne varsa anahtar deliğinden sızan
Havayla ışıkta
Farkına varsalar kapatırlar mıydı
Bütün belleğimdekileri yok ettim
Elektrikli bir aygıtla yaktım
Jiletle kazıdım
Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini
Kül edip savurdum
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Zamanı yiyip bitirdi karanlık
Gece yokoldu
Güneş çoktan kömürleşmiş
Ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü
Yabanıl sesler geliyordu derinlerden
Ve karanlığı ince bir bıçak gibi yırtıyordu
Şaklayan bir kırbaç gibi
Acı duvarını aşan bu sesler
Madeni bir gürültüye dönüyor
Ve yerkabuğunu zorluyordu
Sesim yoktu
Karanlığın karnında yitirdim sesimi
Kör bir kuyuda unutulan yusuftum belki
Ama durmadan soruyorlardı
Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyi
Peygamberler büsbütün hain çıkmışlardı
Ama yine de soruyorlar soruyorlar soruyorlardı
Adımdan gayrısını bilmiyorum
İki şeyi bilmek istiyorum
Belki aynı şeyi iki kere bilmek istiyorum
Duvarların rengi ne
Derimin rengi ne
Dokunuyorum duvarlara
Parmak uçlarımla
Avuçlarımla,dilimle dokunuyorum
Duvarların bir rengi vardı
Ama hiç bir duvarcının
Hiç bir ressamın bu rengi bildiğini sanmam
Adı yoktu bu rengin
Kimyası yoktu
Belki renksizliğin rengiydi bu
Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum
Bedenimde
Anahtar deliğinden sızan ölü ışıkta
Ellerime bakıyorum
Ellerime
Sanki bir kadının memelerini hiç okşamamış
Sıcaklığını duymamış
Ellerim
Her dizesi çığlık olan şiirleri yaratmamış sanki
Ne beyaz tenliyim artık,ne esmer,ne de kara
Cüzzamlının,vebalının bir rengi vardır
İrinin bir rengi
Ölünün bile bir rengi vardı
Ama derimin rengi yoktu
Belki çürüyen bir kentin rengi
Çürüyen bir dünyanın
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Ayakları üzerinde duramayan kıllı bir yaratıktım
Soyumun neye benzediğini unuttum
İnsana benziyor diye duymuştum bir vakitler
Demekki şimdi maymun halkasında insanlık
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum
Böcek sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda
Oysa kuru bir yaprağı bile
Dalından düşürecek gibi değil
Bu kör esinti
Belki çöle dönmüş toprağa
Tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca
Çamur gibi bir yağmur damlası
Ama toprak bu damlayla çatlatacak
Bağrındaki tohumu
Çöl bütün vahalarını bu damlayla yeşertecek
Genzim yanıyor
İnce bir kan şeridi sızıyor dudaklarımdan
Kirli
Sıcak
Ve simsiyah
Adımdan gayrısını bilmiyorum
Suyum bir litrelik karton süt kutusu içinde
Yetmişiki gündür sakındığım
Ve hergün ancak bir kere dudaklarımı değdirdiğim
Dilimi bir köpek gibi değdirdim
Dilin suya dokunuşu
Bir süngerin denizi yutuşu yani
Bir çölün seraba kesilmesi bir an için
Hergün ancak birkere değdiriyorum dudaklarımı suya
Dilimi kaçırıyorum artık
Sünger bütün vantuzlarını birden uzatmasın diye
Bataklıktaki suyun da bir su yanı vardır
Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir kokusuna
Kutuda kalan son bir yudum su
Bu bile değildi artık
Küstü
Öldürdü kendini su
Su çürüdü
Adımdan gayrısını bilmiyorum
bitti
GİZLİ SEVDA
''Hani bir sevgilin vardı
Yedi sekiz sene önce,
Dün yolda rastladım
Sevindi beni görünce.
Sokakta ayaküstü
Konuştuk ordan burdan,
Evlenmiş,çocukları olmuş,
Bir kız,bir oğlan.
Seni sordu
Hiç değişmedi,dedim,
Bildiğin gibi
Ağlıyordu
Mesutmuş,kocasını seviyormuş,
Kendilerininmiş evleri...
Bir suçlu gibi ezik,
Sana selam söyledi.''
Bitti
Anlar.
Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama
İkincisinden daha çok hata yapardım
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım,
Neşeli olurdum,ilkinde olmadığım kadar
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla,daha çok riske girerdim,
Yolculuk ederdim daha fazla.
Daha çok gün doğumu izler, daha çok dağa tırmanır
Daha çok nehirde yüzerdim,
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamımın her anını gerçek ve verimli kılan
İnsanlardandım ben. Elbette mutlu anlarım oldu ama
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem; yaşam budur zaten:
Anlar, sadece anlar. Siz de "anı" yaşayın.
Hiç bir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt
Almadan gitmeyen insanlardandım ben
Yeniden başlayabilseydim, ilkbaharda ayakkabılarımı
Fırlatıp atardım,
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım.
bitti
ANlat
Küçüktüm , küçücüktüm,
Oltayı attım denize ;
Bir üşüşüverdi balıklar,
Denizi gördüm.
Bir uçurtma yaptım, telli duvaklı;
Kuyruğu ebemkuşağı renginde;
Bir salıverdim gökyüzüne;
Gökyüzünü gördüm.
Büyüdüm , işsiz kaldım, aç kaldım;
Para kazanmak gerekti;
Girdim insanların içine ,
İnsanları gördüm.
Ne yardan geçtim, ne serden;
Ne denizlerden, ne gökyüzünden ama …
Bırakmıyor son gördüğüm,
Bırakmıyor geçim derdi.
Oymuş, diyorum, zavallı şairin
Görüp göreceği.
Göz yaşları akıtsaydım dalgalar sahile şunu yazardı
SENİ SEVİYORUM SENİ GERCEKTEN ÇOOK SEVİYORUM
bitti
Rubiyat
Sarhoşluk başka şeydir ayyaşlıksa bambaşka...
Derviş olanlar ancak akıl erdirir buna,
Kur'an-ı Kerim'inde Tanrı açık söylüyor;
Hiç laf getirir miyim ben o duru şaraba!
Geçen günleri unut, geleceğe bağlanma!
Umduğun boş çıkarsa, kırılıp tasalanma!
İçinde bulunduğun günü kıymetini bil,
Yele verme ömrünü, zamanı güzel harca!...
Gam çeşmesinden akan şaraba kanmadıkça
Bir yudum su içmedim tutuşup yanmadıkça,
Oturdum kebab ettim; kendi ciğerim yedim,
Elden tuz istemedim bir fiskecik, bir parça...
Derler ki cennet varmış bize öte dünyada...
Huriler, gılmanlar var, has üzümler orada.
Madem ki akıbet bu; orada da cümbüş tam;
Ne durup bekleşiriz, başlasak ya burada...
Derler ki, Cennet var bak, hep huriler orada,
Şarap, süt, bal ve kevser akan ırmak orada...
Bir peşin bana göre alacak binden iyi,
Sâki şarabımı ver henüz aklım burada!...
Ey sevgili! Açık et bugün ne oldu sana?
Bu ne güzellik böyle, ay mat kaldı yanında...
Dünya güzelleri hep takıp takıştırırken
Ortaya atılarak süsledin Bayramı da.
Geçer akçe madem ki akıl değil zamanda
Bari şarap kadehi hür dolaşsın meydanda...
Hiç değilse aklımız gider de başımızdan,
Gönlümüz rahat eder belki iki cihanda.
Şarab ile mest isem ele ne bilmem bunda,
Ne anlam var çevrenin bani taşlamasında?
Bir tek şarhosluk günah, tek haram şarap ise;
Varsın herkes mest olsun, herkes içsin cihanda...
Dünya derdine dalma, dert seni bulmayanda,
Sefanı sürmene bak, akıp giden zamanda!
Hardal tanesi bile götüremezsin dostum,
Hazinen bile olsa, hepsi kalır bu yanda...
Doğuştan beri mestim; değil aklım başımda.
Elim hep okşamada; destinin gerdanında.
Günlerden cuma imiş, ya ki Kadir bilemem,
Gönlüm gönlünde yarin, dudağım dudağında...
Bu tavanın dışında başka tavan arama,
Bir sen anlayışlısın, bir de ben şu dünyada;
Hiç bir şeye sığınma; gel korkusuz, özgür ol
Varlık sanılan her şey hep hayaldir aslında...
Benim dileğim başka, yaradanın başkaysa,
Nasıl girebilirim güvenilir bir yola?
Sonuçsuzdur çırpınmam, olumsuzdur uğraşım;
Yanılmışım demektir, bu işin ta başında...
Çözülmez muamma bu; gel uğraşma boşuna!
Bilenler söylemezler, sırdır ağızlarında...
iyisi mi kendine bir şarap cenneti kur;
Belki gerçek cenneti bulamazsın sonunda...
Yoğrulmamışsa gönül aeviyle acımayla;
Manastıra kapanmak, secde etmek ne fayda?
Aşıklar defterinde yazılıysa ger adın;
Ne cehennem, ne cennet olmazlar umurunda.
Günahlardan çekinen o kişi der ki sana:
Nasıl ölürse insan, yarın kalkışında da
Aynen dirilecektir. Ki biz de iman ettik
Ve bu yüzden şarap hep yanımızda...
Mutsuz ömür fidanım toprağa karışınca,
Zamanla çürüyerek yokluğa ulaşınca,
İsterim bedenimden şarap destisi olsun,
Ki ancak başlayayım gönlümce yaşamağa...
Şarap haramdır peki, kim içiyor baksana.
Bak ne kadar içiyor, ve de kim var yanında?
Bu üç şart tamam ise, fikir bozuk değilse;
O içmesinde yani, kim içsin a budala!..
Bir kaç gün için sade konukluk bu dünyada...
Çöllerde yel olmuşsun yada su ırmaklarda,
Geçmiş, gelecek için zerrece tasa etmem,
Komam, fırsat vermem ki olsun başıma bela...
Niyet ettim ben namaz kılıp oruç tutmağa;
Varırım belki dedim, böylece umduğuma...
Ne tuhaf az yellensem abdestim bozuluyor,
Oruç güme gidiyor, bir yudumcuk şarapla...
O Sâki'nin yerlere saçtığından bir damla
Alıp gözüne sürsen, ilişkin kalmaz gamla...
Sübhanallah! Yüzlerce derde deva o suyu,
Fasa fiso mu sandın? Dikkatli ol yanılma!
Ne şaraptan uzak dur, ne Sâki'den dünyada!
Fırsat elinde iken aklın başında ola...
Niceleri sınandı senden, benden çok önce;
Dikkat et, hiç kimsenin sakın gönlünü kırma!...
Madem şarap içersin, akıldan uzak durma,
Bilgiden yüz çevirip sonunda deli olma.
Helal olsun istersen al şarap senin için;
Sersemleşip kimsenin sakın gönlünü kırma!..
Canın gövdende iken takdir yurdunu aşma!
Kendini bil; kimseye boyun eğip, sırnaşma!
Rüstem-i Zal olsa da, olsa da Hatem-i Tayy
Sakın ha minnet edip hiç birine yaklaşma...
Dünya bir masal iken, gelip geçen konuğa
Sahip oldum diyerek kimseye caka satma...
Başka şeylere tutun sonu yokluk olmayan,
Kasırganın önünde mum yakmağa kalkışma!
O, öncesi olmayan aşk dersi verdi bana,
Bu dersi başa yazdım, sözüm o anlayana...
Sonra ezik gönlümü erdemlerle bezedi,
Hazine açkısını koyuverdi koynuma.
Bitti
sana, ASLA !
"SENİ SEVİYORUM" demeyeceğim.
dur ne olur,
yanlış anlama beni.
seni sevmediğimden değil.
seni kaybetmek istemediğimden.
neden diye sorma bana ,
cevabı bende değil.
senden öncekilerde.