Üç aya yakın bir süredir bekledik, sebat ettik ve sonunda “The Big 4” ve diğerleri ile kafa sallayacağımız günlere geldik. Ve her şey bir fırtına gibi geldi ve geçti...
Her şey 25 Haziran Cuma günü başladı. Saat 2’de Ete Kurttekin ile başlayan maratonda Blacktooth ve Stone Sour artarda sahne alarak seyirciyi coşturdu. Bu üçlüden sonra yılların grubu Pentagram sahnedeydi. Pentagram hakkında özel olan konu ise solistlerinin son kez sahneye çıkacak oluşuydu. Pentagram tüm Sonisphere Türkiye katılımcılarından tam not aldı. Pentagram’dan sonra ise sahne sırası Alice in Chains’deydi. “Lenny Kravitz değil mi bu ya?” diye sordum yanımdaki arkadaşıma zira solistlerinin siyahi bir “bonus kafa” olduğunu bilmiyordum. (Benim ayıbım.) Tabii Cuma gününün “headliner”ına bir hazırlıktı Alice in Chains. Rammstein sahne alacaktı ve Türk seyircisi, hiç görmediği bir performansla karşılaşacaktı.
Tam 90 dakika boyunca aralıksız süren Rammstein “şov”u, herkesin ağzını bir karış açık bırakacak kadar fazla efekt içeriyordu. Rammstein’ın solisti Till Lindemann klavyeciyi bir küvete atıp üstüne alev mi boşaltmadı, sahneye çıkan bir seyirciyi elindeki alev püskürtme makinesiyle alev alev mi yakmadı... Rammstein’ın şovu büyüleyiciydi ve tek kelimeyle herkesin aklına kazındı.
Sonisphere Festival 2010İkinci gün ise Manowar’cuların günüydü. Her ne kadar headliner Accept olsa da Manowar’u bekliyordu tüm metalci bünyeler. Manowar’dan önce çıkan Hayko Cepkin’e büyük terbiyesizlik yapılmış olsa da saygılı duruşunu bozmadı ünlü sanatçı; tüm festival boyunca sahne alan tüm gruplardan daha “brütal” yapısıyla metale olan saygısını bir kez daha gösterdi. Hayko Cepkin’den hemen sonra Manowar savaş baltalarını oldukları yerden çıkardı ve seyirciyi selamladı. Eric Adams sesiyle bir kez daha gökleri yırttı, Manowar’un ünlü ismi Joey DeMaio ise Türkçe konuşmasıyla “The Big 4”a meydan okudu. Manowar’a da zaten böyle bir meydan okuma yakışırdı...
Manowar’dan sonra sahneyi doldurmaya çalışan ama ufak logoları ve bir önceki günkü Rammstein’a göre hayli düşük kalan sahne şovuyla konserine başlayan Accept, müzik dinletmenin ve yılların profesyonelliğine sahip olmanın, şova gerek duyulmadan da yapılabileceğini kanıtladı. Grubun ünlü gitaristi Wolf Hoffman, konserin yarısına gelindiğinde klasik müzik parçalarını gitarıyla yorumlayarak tüm seyircileri başka alemlere taşımayı başardı.
Ve üçüncü gün... Sonisphere Türkiye’nin en sansasyonel günü... Herkes bir dörtlü için, Anthrax, Slayer, Megadeth ve Metallica dörtlüsü için o gün oradaydı. Anthrax saat dört civarı sahne aldığında seyirciyi büyük bir coşku aldı ve hemen ardından sahneye çıkan Megadeth de bu coşkuyu düşürmemek için elinden geleni yaptı, bir türlü adam gibi ayarlayamadıkları ses düzeni yüzünden konserin temposunda düşüklükler yaşandı. Megadeth’in birtakım seyirci gruplarına getirdiği rehaveti Slayer ilk iki şarkısıyla sildi; War Ensemble’da girdaplar oluştu. Slayer sahneden ayrılırken coşku bu defa heyecana dönüştü çünkü Metallica sahne almak üzereydi. Creeping Death ile sahneye çıkan Metallica, daha ilk saniyelerden tüm stadı coşturdu ve bu coşku, iki saatlik konserin sonuna kadar da dinmedi. James Hetfield’ın İstanbul seyircisine olan iltifatları ve seyirciyle olan iletişimi takdir toplarken, tüm klasik Metallica parçalarında stat durduğu yerde adeta hareket etti, stadın uğultusu Ortaköy’de uyumaya çalışanları yerlerinden hoplattı.
Türkiye’nin daha önce görmediği bu büyük festival maalesef sonlandı ama olanlar ve yaşanan heyecan, coşku, uzun süre akıllardan silinmeyecek!
Her şey 25 Haziran Cuma günü başladı. Saat 2’de Ete Kurttekin ile başlayan maratonda Blacktooth ve Stone Sour artarda sahne alarak seyirciyi coşturdu. Bu üçlüden sonra yılların grubu Pentagram sahnedeydi. Pentagram hakkında özel olan konu ise solistlerinin son kez sahneye çıkacak oluşuydu. Pentagram tüm Sonisphere Türkiye katılımcılarından tam not aldı. Pentagram’dan sonra ise sahne sırası Alice in Chains’deydi. “Lenny Kravitz değil mi bu ya?” diye sordum yanımdaki arkadaşıma zira solistlerinin siyahi bir “bonus kafa” olduğunu bilmiyordum. (Benim ayıbım.) Tabii Cuma gününün “headliner”ına bir hazırlıktı Alice in Chains. Rammstein sahne alacaktı ve Türk seyircisi, hiç görmediği bir performansla karşılaşacaktı.
Tam 90 dakika boyunca aralıksız süren Rammstein “şov”u, herkesin ağzını bir karış açık bırakacak kadar fazla efekt içeriyordu. Rammstein’ın solisti Till Lindemann klavyeciyi bir küvete atıp üstüne alev mi boşaltmadı, sahneye çıkan bir seyirciyi elindeki alev püskürtme makinesiyle alev alev mi yakmadı... Rammstein’ın şovu büyüleyiciydi ve tek kelimeyle herkesin aklına kazındı.
Sonisphere Festival 2010İkinci gün ise Manowar’cuların günüydü. Her ne kadar headliner Accept olsa da Manowar’u bekliyordu tüm metalci bünyeler. Manowar’dan önce çıkan Hayko Cepkin’e büyük terbiyesizlik yapılmış olsa da saygılı duruşunu bozmadı ünlü sanatçı; tüm festival boyunca sahne alan tüm gruplardan daha “brütal” yapısıyla metale olan saygısını bir kez daha gösterdi. Hayko Cepkin’den hemen sonra Manowar savaş baltalarını oldukları yerden çıkardı ve seyirciyi selamladı. Eric Adams sesiyle bir kez daha gökleri yırttı, Manowar’un ünlü ismi Joey DeMaio ise Türkçe konuşmasıyla “The Big 4”a meydan okudu. Manowar’a da zaten böyle bir meydan okuma yakışırdı...
Manowar’dan sonra sahneyi doldurmaya çalışan ama ufak logoları ve bir önceki günkü Rammstein’a göre hayli düşük kalan sahne şovuyla konserine başlayan Accept, müzik dinletmenin ve yılların profesyonelliğine sahip olmanın, şova gerek duyulmadan da yapılabileceğini kanıtladı. Grubun ünlü gitaristi Wolf Hoffman, konserin yarısına gelindiğinde klasik müzik parçalarını gitarıyla yorumlayarak tüm seyircileri başka alemlere taşımayı başardı.
Ve üçüncü gün... Sonisphere Türkiye’nin en sansasyonel günü... Herkes bir dörtlü için, Anthrax, Slayer, Megadeth ve Metallica dörtlüsü için o gün oradaydı. Anthrax saat dört civarı sahne aldığında seyirciyi büyük bir coşku aldı ve hemen ardından sahneye çıkan Megadeth de bu coşkuyu düşürmemek için elinden geleni yaptı, bir türlü adam gibi ayarlayamadıkları ses düzeni yüzünden konserin temposunda düşüklükler yaşandı. Megadeth’in birtakım seyirci gruplarına getirdiği rehaveti Slayer ilk iki şarkısıyla sildi; War Ensemble’da girdaplar oluştu. Slayer sahneden ayrılırken coşku bu defa heyecana dönüştü çünkü Metallica sahne almak üzereydi. Creeping Death ile sahneye çıkan Metallica, daha ilk saniyelerden tüm stadı coşturdu ve bu coşku, iki saatlik konserin sonuna kadar da dinmedi. James Hetfield’ın İstanbul seyircisine olan iltifatları ve seyirciyle olan iletişimi takdir toplarken, tüm klasik Metallica parçalarında stat durduğu yerde adeta hareket etti, stadın uğultusu Ortaköy’de uyumaya çalışanları yerlerinden hoplattı.
Türkiye’nin daha önce görmediği bu büyük festival maalesef sonlandı ama olanlar ve yaşanan heyecan, coşku, uzun süre akıllardan silinmeyecek!